İskambil Kağıdı Haram mıdır? İzmir’de Bir Masanın Etrafında Başlayan Fazla Düşünceli Bir Yolculuk
Herkese merhaba! Bugün Nuansporselen olarak sizlere “İskambil kağıdı haram mıdır” hakkında rehber niteliğinde bir yazı sunuyoruz.
İzmir’de yaşıyorum. 25 yaşındayım. Kordon’da yürüyüp “hayat çok güzel ya” deyip iki dakika sonra “acaba ben yanlış mı yaşıyorum?” diye düşünen o klasik genç yetişkin türündenim. Arkadaş ortamında genelde espri yapan, kahkaha atan ama eve dönünce tavanla göz göze gelip varoluş sorgusu açan biriyim.
Geçen gün yine böyle bir akşam… Karşıyaka’da bir arkadaşın evinde oturuyoruz. Ortada çekirdek, kola, biraz da “bugün ne yapıyoruz?” boşluğu var. Birisi dolaptan iskambil destesini çıkardı. O an ortam ikiye ayrıldı: “Hadi pişti atalım” diyenler ve bir anda sessizleşip tavana bakan ben.
Çünkü kafamda tek bir soru belirdi:
İskambil kağıdı haram mıdır?
Ama işin komik kısmı şu: Bu soruyu Google’a yazarken bile insan hafif bir “yakalanacak mıyım?” hissi yaşıyor. Sanki algoritma değil de mahalle bakkalı görecekmiş gibi.
İç sesim hemen devreye giriyor:
— “Kanka sadece soru sordun, sakin ol.”
Ben:
— “Ama ya yanlış soruysa?”
İç ses:
— “İzmir’de yaşıyorsun, bu kadar dramatik olma.”
Ama gel gör ki mesele sadece kağıt değil. Mesele, o kağıdın etrafında kurulan dünya.
Bir Deste Kart, Beş Kişi ve Tek Bir Vicdan
O akşam masada klasik bir sahne vardı:
Biri piştiye odaklanmış
Biri “blöf yapıyorum ama yüzüm ele veriyor mu?” paniğinde
Biri sürekli kuralları karıştırıyor
Ben ise “İskambil kağıdı haram mıdır?” sorusunu içimde 27 farklı versiyonuyla çeviriyorum
Arkadaşım Mert kartları dağıtırken dedi ki:
— “Abi çok düşünme ya, oyun bu.”
Ben:
— “Keşke beynim de senin kadar basit çalışsa.”
Sonra bir anda oyun başladı. Ama benim için oyun başlamadı. Ben hâlâ “niyet”, “amaç”, “kullanım şekli” üçgeninde kaybolmuş durumdayım.
Asıl mesele kart değil, insanın kendisi
Şunu fark ettim: İnsanlar çoğu şeyi nesneler üzerinden tartışıyor ama mesele nesne değil, kullanım biçimi.
Mesela:
Bıçak yemek keser → mutfak aracı
Aynı bıçak yanlış kullanılır → sorun
İskambil kağıdı da böyle bir şey. Ama işte insan beyni boş bırakmıyor. Hemen dramatize ediyor.
Ben o sırada içimden şunu düşünüyorum:
— “Ya bu kartlar yüzünden hayatım yön değiştiriyorsa?”
Mert bağırıyor:
— “PİŞTİ!”
Ben:
— “Ben hayatı pişti yapamıyorum zaten…”
İskambil Kağıdı Haram mıdır? Sorusunun İzmir Versiyonu
İzmir’de bu soru biraz farklı yaşanıyor. Çünkü burada hayat daha “rahat görünümlü ama içten içe yoğun düşünceli”.
Kordon’da yürürken bile biri kulağıma eğilip sorsa:
— “İskambil kağıdı haram mıdır?”
Muhtemelen şu cevabı veririm:
— “Kanka rüzgâr var, simit uçuyor, bunu sonra konuşalım.”
Ama gece olunca işler değişiyor.
Çünkü gece İzmir’de bile beyin şöyle çalışıyor:
“Bugün ne yaptım?”
“Doğru mu yaptım?”
“Pişti oynarken fazla mı güldüm?”
Ve işte o noktada soru tekrar ortaya çıkıyor.
Bir akşam sohbeti: Kartlar, kahkaha ve iç hesaplaşma
Geçen hafta başka bir arkadaş ortamı:
— “Uno mu atsak?”
— “Yok ya iskambil daha eğlenceli”
Ben:
— “Eğlence tanımımızı bir gözden geçirelim mi?”
Herkes bana bakıyor.
Ben devam ediyorum:
— “Yani sadece kart değil bu, sembolik bir şey…”
Arkadaşım Elif:
— “Ne sembolü abi? Pişti sembolü mü?”
Gülüşmeler.
Ama içimde küçük bir ses:
— “Bak yine çok düşündün.”
İşte problem burada. Soru basit ama zihnim komplike.
Vicdan, Alışkanlık ve Bir Deste Kartın Psikolojisi
İnsan bazı şeyleri sadece “oyun” olarak görür. Ama bazı insanlar için her şey bir anlam taşır. Ben ikinci gruptayım. Maalesef.
Bir deste iskambil kağıdı bana sadece kart değil:
Sosyalleşme
Rekabet
Kaybetme korkusu
Kazanınca gelen anlamsız gurur
Hepsini aynı anda hatırlatıyor.
Ve sonra o klasik soru tekrar:
İskambil kağıdı haram mıdır?
Sitemizden Önerilen: İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kim tarafından yayınlanmıştır ?
Bu soru bazen dini bir tartışma gibi başlıyor, sonra bir anda hayat felsefesine dönüşüyor, sonra “ben neden bu kadar düşünüyorum?” krizine bağlanıyor.
İç ses:
— “Kanka kart sadece kart.”
Ben:
— “Ama ya değilse?”
İç ses:
— “O zaman masa sandalye de sorgulanır.”
Haklı.
Ama insan beyni mantıklı olunca değil, gece 2’de çalışınca problem başlıyor.
Pişti Masasında Felsefe Yapmak: İzmir Usulü Bir Çöküş
Oyun devam ediyor.
Mert:
— “Kupa 7 sende mi?”
Ben:
— “Hayatın anlamı da bende mi bilmiyorum ama kupa 7 yok.”
Herkes gülüyor.
Ama ben ciddiyim.
Çünkü bazen bir oyun masası, insanın kendi iç monoloğunun sahnesine dönüşüyor. Kartlar sadece bahane.
Bir ara ciddi ciddi düşündüm:
“Belki de sorun kartta değil, benim her şeye anlam yüklememde.”
Ama sonra kaybettim.
Ve kaybetmek bazen insanı düşüncelerden daha hızlı geri getiriyor.
Arkadaş ortamı gerçeği: Kimse aslında bu kadar derin değil
Bir süre sonra fark ettim ki:
Herkes eğleniyor.
Sadece ben, kartlara bakıp varoluşsal analiz yapıyorum.
Mert:
— “Abi sıradaki el?”
Ben:
— “Sıradaki hayat olabilir mi?”
O an herkes patladı.
Ve ben şunu fark ettim: Bazen fazla düşünmek bile sosyal bir şaka haline geliyor.
İskambil Kağıdı Haram mıdır? Sorusuna Yaklaşırken Yapılan Yaygın Hata
İnsanlar genelde bu soruyu sorarken direkt “evet mi hayır mı?” bekliyor.
Ama hayat çoğu zaman öyle değil.
Benim yaşadığım iç süreç şu:
Önce basit soru
Sonra 12 farklı düşünce
Sonra “ben ne yapıyorum?” sorgusu
Sonra açlık
Sonra tekrar kartlara dönme
Ve döngü.
İşin komik tarafı şu: Kartları oynarken kimse benim kadar derin düşünmüyor. Herkes sadece kazanmak istiyor.
Ben ise:
— “Bu oyunun etik boyutu ne?”
İç Sesle Tartışma: Bir Masa, İki Zihin
Gece ilerliyor.
İç sesimle açık açık tartışıyorum:
İç ses:
— “Bak bu sadece oyun.”
Ben:
— “Ama insanlar neden bu kadar bağlanıyor?”
İç ses:
— “Çünkü eğlence.”
Ben:
— “Eğlence bazen sınırları bulanıklaştırır.”
İç ses:
— “Kanka sen İzmir’de yaşıyorsun, biraz gevşe.”
Bu son cümle beni bitiriyor.
Gerçek cevap sandığından daha basit olabilir
Bir süre sonra fark ettim ki insanlar bu soruya farklı yerlerden bakıyor. Ama çoğu kişi için mesele kart değil, niyet.
Yani aynı deste:
Birine sadece eğlence
Birine boş vakit aktivitesi
Birine anlam karmaşası
Ve ben üçüncü kategoriye fazlasıyla yakınım.
Ama günün sonunda, o masa hâlâ gülüyor.
Son Kart: Kendini Fazla Ciddiye Alma Meselesi
Oyun bittiğinde herkes dağıldı. Ev sessizleşti. İzmir’in gece serinliği camdan içeri giriyor.
Masada kalan kartlara baktım.
Ve düşündüm:
“Ben bunlara neden bu kadar anlam yükledim?”
Belki de mesele hiç “İskambil kağıdı haram mıdır?” sorusu değildi.
Belki mesele, insanın her şeyi fazla düşünmesi, her basit şeyi bile zihninde büyütmesi.
Ama sonra şunu fark ettim:
Hayat zaten bazen bir deste kart gibi. Karışık, rastgele, bazen şanslı, bazen değil.
Ve belki de tek yapmamız gereken, oyunu biraz oynamayı öğrenmek.